Tag Archives: psikanaliz

SUNUŞ: Uluslararası Psikanaliz Yıllığı 2017

Uluslararası Psikanaliz Yıllığı’nın 9. sayısıyla, okurlarla tekrar buluşmaktan dolayı mutluyuz. 2017 derlemesinin ana temasını Yıkım, Yeniden Yaratım ve Cinsellikler olarak belirledik. The International Journal of Psychoanalysis’in (IJP) 2016 sayılarında çıkan makalelerden derlediğimiz bu seçki her yıl olduğu gibi bu yıl da bir taraftan uluslararası psikanaliz topluluğunda öne çıkan temaları yansıtıyor. Diğer taraftan da ülkemizdeki psikanalitik, toplumsal ve kültürel ortamın verdiği esinle, belirli kıstaslar çerçevesinde yaptığımız seçimlerden oluşuyor. Bu kıstaslardan biri de geçmiş sayılarda gündeme gelen düşünce ya da temaları sürdürmektir. Bu anlamda elinizdeki kitabı, geçen yıl yayımlanan “Ölüm Dürtüsü” başlıklı 2016 derlemesindeki tartışmaların bir devamı olarak da okuyabilirsiniz. Bu defa yıkıcı ve saldırgan dürtülerin akıbetini, yıkıcılığın yaratıma dönüştüğü yaratıcı ruhsal hamleyi ele alan metinlerle konuyu ilerletmeyi amaçladık.

u.psikanaliz yıllığı.2017

Derlememizin ilk makalesi T. H. Ogden’in Yıkıcılığın Yeniden Değerlendirilmesi: Winnicott’un “Nesne Kullanımı ve Özdeşleşmeler Yoluyla İlişki Kurma” Makalesi Üzerine başlıklı çalışması. Ogden bu çalışmada Winnicott’un 1968 tarihli “Nesne Kullanımı ve Özdeşleşmeler Yoluyla İlişki Kurma” metnini ele alıyor. Ogden bir dönüm noktası oluşturan bu makalede “Winnicott’un bize nesne kullanımının nasıl bir his olduğunu gösterdiğini” ve bunun bir analistin “nesneleri kullanma kapasitesini geliştirme sürecini ilk kez keşfettiği an” olarak görülebileceği bir ilk olduğunu vurguluyor. Ogden bebeğin, annenin yeterli bir anne olma hissini gerçeklikte yok etmesi üzerinde duruyor. Annenin tam da yıkımdan hayatta kalma deneyimini yaşarken bebek için gerçek bir dış nesneye dönüştüğünü ortaya koyuyor. Hasta için de analistin hayatta kalmasının önemine değinen yazar, analistin yıkım deneyiminden sağ çıkabildiği ve çıkamadığı klinik örnekler getiriyor. Ogden’in bu Winnicott okuması, Winnicott’u yorumlayan bir başka çağdaş kuramcı olan Fransız psikanalist R. Roussillon’un görüşleriyle çarpıcı bir paralellik taşıyor. Nesne kullanımını “yoğrulabilir aracı” (medium malleable) kavramını içsel ve dışsal nesneyi kapsayacak şekilde genişleterek tasvir eden; anne nesnesini, deneyimleyen ve bebeğin deneyimine aracılık eden, “özne olan bir nesne” olarak tanımlayan Roussillon’un yıkıcılık, yaratıcılık ve simgeleştirme arasındaki ilişki üzerine görüşlerini UPY’nın geçmiş sayılarında okuyabilirsiniz.[1]

İtalyan psikanalist G. Civitarese Yüceltme Üzerine başlıklı makalesinde Freud’un kuramında önemli bir yeri olan, günümüzde ise sanat ve yaratıcılığa psikanalitik yaklaşımda artık eskisi gibi kullanılmayan yüceltmeyi farklı bir bakış açısıyla yeniden ele alıyor. Freud’un kuramında yıkıcı ve cinsel dürtülerin akıbetini tanımlayan “yüceltme” kavramının bir belirsizlik taşıdığına değinen yazar Freud’da ve Freud sonrası kuramcılarda kavramın gelişimini ve kapsamını uzun uzadıya inceledikten sonra felsefe ve estetik alanındaki “yüce” ve “yüce estetiği” mefhumunu yüceltmeyle ilintili olarak ele almayı öneriyor. Yüceliğin özünde kayıpla ve erken dönemdeki travma yaratan etkenle ilişkili olduğunu vurgulayarak, yüceltmeyi de bu bağlamda kavramlaştırmayı öneriyor. Civitarese’nin kavramlaştırması yüceltmeye Bioncu bir yaklaşım getiriyor. Bu makale derlemede felsefe ve sanat alanlarını psikanalizle buluşturan disiplinlerarası bir çalışma niteliği de taşımakta ve alan dışından okurların oldukça ilgisini çekeceğini tahmin ediyoruz.

***

Kitapta “cinsellikler” konusu Flanders ve arkadaşlarının çok kapsamlı bir çalışmasında ele alınıyor: Eşcinsellik Konusu Üzerine: Freud Ne Demişti? Çalışmada, Freud’un eşcinsellik üzerine görüşleri Fliess’e mektuplarındaki ilk varsayımlarından Psikanalizin Anahatları (1940) adlı kitabındaki son gözlemlerine kadar olan süreçte enine boyuna inceleniyor. Yazarlar Freud’un eşcinselliklerin varlığını teyit eden ilk kişi olduğu saptamasında bulunuyorlar. Freud’un yer yer çelişkili görüşlerini irdeleyerek onun eşcinsellik konusunda keskin yorumlardan uzak durduğunu ve bu  konuda daha ileri düşüncelere zemin oluşturan zengin ve çeşitlik içeren bir temel ortaya koyduğunu gösteriyorlar.

Cinsellik konusundaki bir başka çalışma da Britanyalı kuramcı D. Meltzer’in ilk defa gün ışığına çıkan bir makale taslağı: ARŞİV ÇALIŞMALARI: Donald Meltzer’in Cinsellik Üzerine Yayımlanmamış Taslak Makalesi. 2004 yılında vefat eden D. Meltzer Freud, M. Klein ve Bion’un kuramları arasında köprü kuran çalışmalarıyla tanınıyor. Psikanalize kazandırdığı kavramlar arasında bilhassa claustrum, içe nüfuz eden özdeşleşim (intrusive identification) yapışkan özdeşleşim (adhesive identification), parçalara ayırma/ayrılma (dismantling) ve estetik çatışma sayılabilir. ABD asıllı kuramcı 1954’te M. Klein’la analizden geçmek için Londra’ya gidip daha sonra orada yerleşerek Britanya vatandaşlığına geçmiştir. Kariyerine çocuk analisti olarak başlayan, daha sonra erişkin analisti de olan Meltzer, E. Bick’den süpervizyon almış ve  uzun yıllar Tavistock Kliniğinde çalışmıştır.

Makale Meltzer’in, kendisinden süpervizyon alan A. Mason’un vakası üzerine yorumlarından oluşuyor; yazarın cinsellik evreleriyle ilgili kuramının ve eşcinsellik hakkındaki görüşlerinin gelişimini sergiliyor. Süpervizyon vakasının ilgili kısımları da yayına dahil edilmiş. Taslağın nasıl bulunduğuna dair hayli ilginç öyküyü ise M. Rustin’in Meltzer’in Cinselliğe Yaklaşımı Üzerine Kısa Bir Yorum başlıklı sunuş metninde ve A. A. Bronstein’in makaleye eşlik eden “Giriş Yazısı”nda okuyabilirsiniz.

***

Kitapta psikanaliz tekniğinin kuramına dair farklı görüşleri bir araya getiren ve klinik çalışmayı örneklendiren Çağdaş Sohbetler bölümü altında 3 metin okuyacaksınız. B. Ithier’nin ayrıntılı vaka sunumunu da içeren Kimeraların Kolları makalesi ile onun yorumunu yorumlayan B. Reis’ın Canavarlar, Düşler ve Delilik: “Kimeraların Kolları” Üzerine Yorum ve J. Abram’ın Béatrice Ithier’nin “Kimeraların Kolları” Makalesi Üzerine Bir Yorum çalışmaları. Ithier, metnini M. de M’Uzan’ın kimera, T. H. Ogden’in “analitik üçüncü” ve Winnicott’un çizmece oyunu (squiggle) arasında kurduğu paralelliklere dayandırıyor. Hasta tarafından temsil edilemeyen ve seansta söze dökülemeyen deneyimi analistin işlemesinin yollarından biri olarak kimera’ya getirdiği yorumda kimera’yı zihinsel bir çizmece oyunu gibi ele alıyor.

Analistin hastanın simgeleşemeyen deneyimlerini temsile kavuşturma çalışmasına odaklanan diğer iki metin D. Birksted-Breen’in Biokülarite, Psikanalistin İşleyen Zihni makalesiyle R. Josef  Perelberg’in Olumsuz Varsanılar, Rüyalar ve Varsanılar: Çerçeveleyen Yapı ve Analitik Ortamdaki Temsili başlıklı çalışması. Bion’un “binokülarite” kavramına atıfta bulunan Birksted-Breen analistin tutumunu “bioküler” dikkat biçimiyle tanımlıyor. Hayallemeyle analiz etme işlevlerini bir araya getiren bioküler dikkatin “’gölgede’ kalmış veya temsil edilmemiş deneyimlerin öne çıkacağı, önce resimsel sonra fikirsel olarak şekillendirileceği ruhsal alanın geliştirilmesi için gerekli” olduğunu vurguluyor.  Yazar görüşlerini bir analizden çok etkileyici bir kesitle örneklendiriyor.

Josef Perelberg ise haftada beş seansla yürütülen bir analizde hastanın varsanımsı deneyimlerinin anlamını inceliyor. Analitik karşılaşmanın dramatik doğası üzerine düşüncelerini A. Green’in görüşlerine dayandıran yazar, çerçeveleyen yapının ve olumsuz varsanının zihnin yapılanmasındaki rolüne odaklanıyor. Bu makalede Green’in “olumsuzun çalışması” kavramını işleyen yazar “yıkım” ve “yaratım” konusunu genişleten bir katkı sunuyor.

***

Kitapta ayrıca günümüzün can alıcı meselelerinden biri olan mülteci sorununa ilişkin çok zengin bir çalışmaya yer verdik. M. Leuzinger-Bohleber ve arkadaşlarının Frankfurt Sigmund Freud Enstitüsü bünyesinde, başka kurumlarla işbirliği içinde yürüttüğü çalışmayı özetleyen ve sonuçlarını bildiren bu makale Psikanalizin Güncel Mülteci Krizine Katkısı Ne Olabilir?

ADIM ADIM’dan Ön Bildiriler: Bir “Ön Kabul Kampındaki” Mültecileri Destekleyen Psikanalitik Bir Pilot Proje ve Travma Yaşayan Mültecilere Kriz Müdahaleleri başlığını taşıyor. ADIM ADIM projesi ve Leuzinger-Bohleber ve arkadaşlarının çalışması güncel travmayla ilgili psikanalistlerin katkılarının ne denli önemli olduğunu gözler önüne seriyor. Bu katkının ülkemizde mültecilerle yapılan çalışmalarda klinisyenlere ilham vereceğine inanıyoruz.

Son olarak bu yıl da derlememizde bir psikanalitik film incelemesine yer verdik: Ida’nın Hikâyesi: Yas Değil Selamete Ererek Kurtuluş. Polonyalı psikanalist Maciej Musiał makalesinde Pawel Pawlikowski’nin ödüllü filmi Ida’yı inceliyor. Polonya’da Holokost sırasında ebeveynlerini kaybeden Ida’yla teyzesinin ağır kayıplarını ve çatışmalarını konu alan filmin analizi sevilen nesnelerin erken ve ani kaybının nasıl yas tutmayı engelleyen kahredici bir acı verdiğine odaklanıyor. Filmin ve makalenin mercek altına aldığı kayıp, yas ve travma konusu ise bu kitaptaki tüm makaleleri alttan alta kat eden temel meselelerden birini oluşturuyor kuşkusuz.

***

The International Journal of Psychoanalysis’teki güncel makalelerin bir kısmını PEP’te yer alan IJP Open kısmında, yayımlanmadan önce okuyabileceğinizi ve yorumlarınızla makalelere katkıda bulunabileceğinizi hatırlatmak isteriz.

Önümüzdeki yıl 10. sayımızda yine zengin bir içerikle ve bu defa 10. yıla özgü farklı bir etkinlikle okurlarla buluşmayı planlıyoruz.

Verimli ve keyifli okumalar dileriz.

 

Nilüfer Erdem

Türkçe Yıllıklar Editörü ve Avrupa Yıllıkları Baş Editörü

 

 

 

[1] Roussillon, R. (2016). “Birincil Simgeleştirme Üzerine Çalışmaya Giriş”. Uluslararası Psikanaliz Yıllığı 2016: Ölüm Dürtüsü. İstanbul: İstanbul:  Bilgiyay.

Roussillon, R. (2014). “Dürtülerin Bağlanması ve
Bağlanamamasında Nesnenin İşlevi”. Uluslararası Psikanaliz Yıllığı 2014: Psikanalizde Fransız Okulu.  İstanbul: Sel Yayıncılık.

Reklamlar

SUNUŞ: Uluslararası Psikanaliz Yıllığı 2017 için yorumlar kapalı

Filed under Çağdaş psikanaliz makaleleri, IJP Yıllık, Yıllık 2017

“Psikanaliz Eğitimi ve Sonrası- Yıllık 2015”

Sunuş

Nilüfer Erdem

Türkçe Yıllıklar Editörü

Uluslararası Psikanaliz Yıllığı 2015 derlemesiyle sizlere merhaba diyoruz.

Psikanaliz eğitimi ülkemizde giderek kök salıyor ve kurumsallaşıyor. Psikanalist olmak dünyanın her yerinde, yıllarca takip edilen kuramsal ve klinik seminerlerle çok uzun zamana yayılan, meşakkatli bir süreç. Öte yandan psikanalist adayı eğitimini tamamlayıp analist olduğunda da sonlanmayıp farklı biçimlerde devam eden bir süreç bu. Psikanalist olmanın sürekli bir içsel çalışmayı içerdiğini ve bunun analist olmanın önemli boyutlarından biri olduğunu gündeme getirmek arzusuyla, Yıllığın bu yedinci sayısını Psikanaliz Eğitimi ve Sonrası teması etrafında şekillendirdik.

Bu çerçevede seçtiğimiz ilk makale Danimarkalı psikanalist Mette Møller’in İlk Görüşmede Analistin Kaygıları: Analitik Duruşa Karşı Engeller başlığını taşıyan çalışması. Makale Avrupa Psikanaliz Federasyonu (EPF) bünyesinde 2003 yılından bu yana araştırmalar yürüten Psikanalizi Başlatma Çalışma Grubu’nun (PBÇG), Psikanalizi Başlatma Çalıştaylarından topladığı verilere dayanarak kaleme alınmış. Bu yönüyle makale psikanalitik araştırmaların nasıl yürütüldüğüne dair bir örnek de teşkil ediyor. Grubun daimi üyesi olan Møller, on yılı aşkın süredir çalıştaylarda incelenen çok sayıda ilk görüşmenin içeriğini tartışıyor. Makalenin araştırma sorusu, neden daha fazla kişinin psikanaliz tedavisini tercih etmediği üzerine. Psikanaliz eğitimini tamamlayan ve divanda analitik tedavi yapmaya yetkili kılınan analistin, kendisine başvuran kişilere kolayca ve sıklıkla analiz önerdiği düşünülebilir. Verilerin incelenmesi durumun hiç de öyle düşünüldüğü gibi olmadığını, analistlerin hastalarına divanda analizi önerme konusunda önemli bilinçdışı dirençleri olduğunu ortaya koyuyor. Makalede ele alınan bu içsel dirençler, formel eğitim sonrası analistlerin kendileri üzerinde sürdürmeleri gereken içsel çalışmanın önemini ve boyutlarını ortaya koyuyor.

İlk Görüşmelerdeki Süreç Yönelimli Psikanaliz Çalışması ve Açılış Sahnesinin Önemi başlıklı makalede Peter Wegner, analistle hastanın ilk karşılaşmalarında analistin hastayı dinleme biçimine yön veren tutumunu irdeliyor. Møller’e paralel şekilde Wegner de “Eğer ben kendim belirli bir hasta ile tedaviye başlayabileceğimi ve başlamayı da istediğimi bilmezsem hasta nasıl psikanaliz sürecine girer?” sorusunu ortaya atıyor. Bu sorunun izini süren Wegner, ilk görüşmelerle ilgili bazı kuramsal yaklaşımları ve temel kavramları özetledikten sonra, “açılış sahnesi” olarak adlandırdığı ilk karşılaşmada analist ile müstakbel analizan arasındaki etkileşime odaklanıyor. “Açılış sahnesi”ni analist ile hasta arasındaki etkileşimin tamamı olarak tanımlayan yazar, bu etkileşimin ilk söylenen cümle de dâhil olmak üzere, seans öncesi selamlaşmadan görüşmenin kendisine kadar her şeyi içerdiğini belirtiyor. Wegner kendi adlandırdığı biçimiyle “serbest dalgalanan içgözlem” sayesinde, görüşmelerde bizzat analistin bir “tanı aracı” haline geldiğini vurguluyor ve analistin sadece tanı koyup yorumlarda bulunmasının yetmeyeceğini; aktarım-karşıaktarım etkileşiminde olup bitenlerin bir parçası olarak kendisini de gözlemlemesi gerektiğini hatırlatıyor. Analistin kendini analiz etme yetisi olmazsa her görüşmenin başarısızlık tehdidi altında olacağını belirten Wegner, psikanalistin eğitiminin farklı biçimler altında bireysel bir çalışma olarak hep devam ettiğini, psikanalistlik mesleğinin hiç bitmeyen bir içsel çalışmayı gerekli kıldığını gözler önüne seriyor. Wegner açılış sahnesine dair görüşlerini ve ilk görüşmede analistin kendisinin bir tanı aracı oluşunu psikosomatik ve depresif rahatsızlıkları olan genç bir kadın hastanın ayrıntılı vakasının anlatımıyla örneklendiriyor.

Alessandra Lemma, Analistin Bedeni ve Psikanalitik Çerçeve: Cisimleşmiş Çerçeve ve Sembiyotik Aktarım Üstüne Düşünceler başlıklı makalesinde, analistin bedeninin çerçevenin cisimleşmiş bir özelliği olarak kavramlaştırılmasının getireceği katkıyı irdeliyor. Özellikle sembiyotik aktarım geliştiren veya analistin bedenindeki en ufak değişikliklere karşı hassas olan hastaları anlamada bu yaklaşımın yardımcı olabileceğini ileri sürüyor. Bu görüşleri yoğun bir sembiyotik aktarımı olan bir kadın hastayla çalışması etrafında anlatan yazar, analizin üçüncü yılında analist saçlarını kestirdiğinde hastanın buna verdiği güçlü tepkiyi ve analistin bedenindeki bu değişimin, analizin gidişatında nasıl dramatik bir değişim yarattığını anlatıyor.

Psikanalist olmak sürekli bir içsel çalışmayla mümkünse yıllar içinde bu çalışma nasıl değişimler geçiriyor? Analist yaşlandığında ne oluyor? Psikanalistlik mesleğinin bir sonu var mı? Olmalı mı? Analist belli bir yaşta emekliye ayrılmalı mı? İsviçreli psikanalist Danielle Quinodoz’nun bu sorulara yanıt arayan iki mektubu ile Joe Schachter’in ona yanıtına bu sayıda yer verdik. Psikanaliz alanında nadiren ele alınan yaşlılık ve yaşlılıkta psikanaliz üzerine önemli çalışmaları olan, bu konuda öncü bir yazar olan Danielle Quinodoz’nun[1] mektupları konuya ışık tutumalarının ötesinde, bir psikanalistin mesleği ve uygulaması üzerine nasıl bir düşünme yöntemi izlediğinin canlı örneğini sunuyor. Danielle Quinodoz ilk mektupta geçtiğimiz yıl İsviçre Psikanaliz Cemiyetinde yapılan tartışmalarda ortaya atılan, yaşı ilerleyen analistle ilgili görüşleri kendine özgü duyarlı ve zengin yorumuyla aktarıyor. Psikanalistin aynı anda birçok yaşta olduğunu vurgulayan Quinodoz, analistin, yalnızca düşlemsel yaşını dikkate aldığı takdirde zamanın geçişinden etkilenmiyormuşçasına tehlikeli bir tümgüçlülük duygusuna yenilme riski taşıdığını vurguluyor. Düşünsel ya da coşkusal yetilerinin artık tam anlamıyla hâkimi olmayan analistin, inkâr ve tümgüçlülük tuzağına düşmemek için sadece bireysel çabalarının yeterli olmadığını, kurumsal çerçeve ve kuralların da bu konuda devreye girmesinin önemini vurguluyor. Joe Schachter Danielle Quinodoz’ya verdiği cevapta kendi kurumu ve pratiğinden yola çıkarak yaptığı gözlemlerle yazarın önerilerine katkıda bulunuyor. Son olarak Danielle Quinodoz, Schachter’e yanıtında onun getirdiği kurumsal önerileri tartışıyor.

Bu sayıda odaklandığımız bir başka tema ise “sapkınlık”. Bu konuda iki önemli makaleye yer verdik. Bunlardan ilki Paul-Claude Racamier’nin ilkin 1980’li yılların ortasında yayımlanmış olan ve sapkınlık kavramına yepyeni bir yaklaşım getiren Narsisist Sapkınlık Üzerine başlıklı makalesi. Geleneksel olarak cinsel bileşenle nitelenen sapkınlıkların -röntgencilik, teşhircilik, fetişizm- artık yerini zalimlik, zarar verme arzusu ve yıkıcılık içeren davranışlarla tanımlanan bir sapkınlık anlayışına bıraktığı noktada, Racamier’nin narsisist sapkınlık kavramı bu yönde çığır açan makalelerden birini oluşturuyor. Racamier’nin çalışmasına Fransız psikanalist Paul Denis’nin kaleme aldığı Paul-Claude Racamier’nin “Narsisist Sapkınlık Üzerine” Adlı Makalesine Giriş metni eşlik ediyor.

Sapkınlık konulu bir diğer makale de İspanyol asıllı Amerikalı analist Jaime P. Nos’un Sapkın İlişkilenmede Gizli İttifaka Sevk Etme: Ölüm Kaygısını Kamufle Eden Sapkın Canlandırma ve Bastiyonlar başlıklı çalışması. Nos sapkın ilişkilenmenin klinikteki önemli işlevlerinden birine değiniyor. Analizanın, analitik çalışmaya karşı, analistle “sapkın bir anlaşma” oluşturma yönünde bilinçdışı bir çaba içinde olduğunu vurguluyor. Analisti analizanın suç ortağı yapan bu sesiz ve kronik ittifakın yol açtığı ve analisti de içine dâhil ettiği canlandırmaları ve eyleme dökmeleri inceliyor. Bu konuda geniş bir literatür taramasına yer veren Nos’un makalesi uzun, ayrıntılı ve çok etkileyici bir vaka örneğiyle destekleniyor. Bu makale aynı zamanda, analistin özel yaşantısını ve öznel büyük bir acısını analiz sürecine nasıl dahil ettiğini gösteren vaka örneğiyle, bu sayının ana temasını oluşturan analistin içsel çalışmasına dair makaleler arasında yerini alıyor.

Çocuk ve ergen psikanaliziyle ilgili olarak seçtiğimiz makale, günümüzde çocuk ve ergenlerde en sık tanısı konan rahatsızlık olan Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğunu (DEHB) ele alıyor. Alman psikanalist Michael Günter Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB): Bir Duygulanım İşleme ve Düşünce Bozukluğu mu? başlıklı makalede karmaşık bir sendrom olan DEHB’yi psikanalitik bakış açısıyla yeniden gözden geçirmeyi öneriyor. Bion’un alfa işlevi kavramını merkeze alan yazar, alfa işlevindeki yetersizliğin, yani düşünce, duygulanım ve coşkuları işlemedeki eksikliğin DEHB’de önemli rolü olduğunu ve bu eksikliğin nesne ilişkilerini çıkmaza sokan sonuçlar yarattığını ileri sürüyor. DEHB’yi bu yetersizliğin telafisi için geliştirilen semptomlar olarak değerlendirmeyi öneriyor. Sadece bilgisayar oyunları oynayabilen, ötekiyle hiçbir şekilde iletişim kuramayan 9 yaşındaki Lukas’ın ayrıntılı vaka örneğinin verildiği makale, bizde de çokça konan DEHB tanısıyla çalışan terapist ve analistlerin ilgiyle okuyacakları zengin bir çalışma.

Yıllığın önceki sayılarında önemli çağdaş yazarlardan Thomas H. Ogden’in ünlü psikanaliz kuramcılarının yapıtlarını incelediği seriden iki makaleyi Türkçeleştirmiştik: Fairbairn Neden Okunmalı? (2011)[2] ve Susan Isaacs’ı Okumak: Kökten Gözden Geçirilmiş Bir Düşünme Kuramına Doğru (2012)[3]. Bu sayıda serinin en yeni makalesi olan Çöküş Korkusu ve Yaşanmamış Hayat başlıklı metne yer verdik. Ogden bu çalışmada Donald W. Winnicott’un günümüzde pek çok kuramcıya esin kaynağı olan Çöküş Korkusu (Fear of Breakdown) makalesini ele alıyor. Winnicott’un, yayımlanmış en son önemli çalışması olan bu metinde, okurdan sadece okur değil o makalenin yazarı da olmasını istediğini vurgulayan Ogden, yazarın bıraktığı boşlukları ve satır aralarını dolduran bir okumaya girişiyor. Winnicott’un Çöküş Korkusu’nda tartıştığı klinik örnekleri ayrıntılı biçimde yeniden gözden geçiriyor. Bu korkunun psikotik bir kırılmayla ilgili olmadığını vurgulayan Ogden, yazarın düşüncesini daha ileriye götürerek, ilkel ıstırap ve çöküş korkusunun pençesindeki bireyin, yaşamının bir parçasının kendisinden alınmış olduğu hissini taşıdığını, ona kalan yaşamın büyük ölçüde yaşanmamış bir hayat olduğu hissiyle dolu olduğunu ve bu hissin bireye çöküş korkusunun kaynağını bulmada temel bir itici güç sağladığını öne sürüyor.

Haydée Faimberg’in derlemeye dâhil ettiğimiz Winnicott’ta Baba İşlevi: Psikanalitik Çerçeve başlıklı makalesi Ogden’in çalışmasıyla birbirini tamamlar nitelikte. Winnicott ile Bleger’in çerçeve kavramlaştırmalarını karşılaştıran Faimberg “baba işlevi” ile “psikanalitik çerçeve” kavramlarını birbirine bağlayan yeni bir yol öne sürüyor.

Her sayıda olduğu gibi bu defa da uygulamalı psikanaliz örneklerine yer verdik. Bunlardan ilki disiplinlerarası çalışmalar yapan İsrailli araştırmacı Yariv Orgad’ın Aile Sırları ve -K Üzerine başlıklı çalışması. Orgad, Bion’un -K kavramını semiyotik alanından başka kavramlarla harmanlayarak, psikanalizin önemli konularından biri olan “aile sırları”nın oluşumuna ışık tutuyor. Yorumlarını Mike Leigh’in Secrets and Lies (Sırlar ve Yalanlar) filminin analizine dayandıran yazar aile sırlarını, “ailenin hakikat üretim alanını hedef alan yıkıcı bir süreç” olarak tanımlıyor.

Uygulamalı psikanaliz alanından diğer örnek ise Arjantinli-Kanadalı psikoterapist Cecilia Taiana’nın Ölenin Yasını Tutmak, Kaybolanın Yasını Tutmak: Namevcut Mevcudiyetin Gizemi başlıklı incelemesi. Otuz yılı aşkın süredir ruhsal travma üzerine çalışan Taiana bu makalede, 1970’lerde Arjantin’de askeri diktatörlük tarafından “kaybedilen” binlerce insanın yakınlarının tedavisinde karşılaşılan zorlu yas süreçlerinin özelliklerini irdeliyor. Yorumlarını Laplanche’ın gizemli mesaj kavramına dayandıran yazar, yas sürecinde, kaybolmuş yakınının kaybolmuş bedeninin yarattığı bir imkânsızlıkla karşı karşıya kalan kişinin deneyimlediği “özel yas süreçleri”ni tanımlıyor. Taiana’nın ele aldığı kayıp yakınlarının mücadelesi ülkemizde güçlükle de olsa aydınlatılmayan çalışılan “faili meçhuller”le ve kaybolmuş yakınlarının izini süren Cumartesi Anneleri’nin mücadelesiyle paralellikler taşıyor. Makale ülkemizin yakın tarihine ve bugününe damgasını vuran bu bireysel ve toplumsal yaranın ruhsal boyutuyla da değerlendirilmesine katkıda bulunacak önemli kavramlaştırmalar ve düşünceler içeriyor. Yıllığın 2012 sayısında Arjantin’deki diktatörlük, “kirli savaş” ve Plaza de Mayo anneleriyle ilgili bir çalışma yayımlamıştık: Julia Reinemann’ın İmgesel ile Gerçek Arasında: Arjantin’deki Yas ve Melankolinin Portre Fotoğrafları başlıklı incelemesi[4]. Taiana’nın bu sayıdaki makalesiyle, bu konunun takibini devam ettiriyoruz.

***

2015 Yıllığı yayına hazırlandığı sırada, 8 Nisan 2015 tarihinde, bu sayının yazarlarından Danielle Quinodoz’nun vefat haberini aldık. Grenoble (Fransa) doğumlu olan, Paris’te psikoloji okuyan, Cenevre Üniversitesinde Jean Piaget ile çalışan Danielle Quinonodoz 1960 yılında psikanalist Jean-Michel Quinodoz ile evlenerek İsviçre’ye yerleşmişti. Psikanaliz eğitimini İsviçre Psikanaliz Cemiyeti’ne (SSPsa) bağlı olarak tamamladı, daha sonra SSPsa eğitim analisti oldu. Cenevre’de kendi ofisinde serbest psikanalist olarak çalışmaktaydı. Pek çok önemli makalenin yazarı olan Danielle Quinodoz, Le Vertige (Baş Dönmesi) adlı kitabıyla Uluslararası Psikanaliz Birliği (IPA) 1989 Sacerdoti Ödülünü ve 1995 Psikoloji Ödülünü almıştı. Danielle Quinodoz Psike İstanbul derneği eğitim programında seminerler de vermişti. Psikanaliz eğitimini İstanbul’da ya da frankofon bir çerçevede almış Türkiyeli pek çok meslektaşımızın hocası olan değerli psikanalist Danielle Quinodoz’yu sevgi, saygı ve özlemle anıyoruz.

***

Bu sayıdan itibaren yayın hayatımıza İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları Psike İstanbul Psikanaliz Kitaplığı dizisi çatısı altında devam etmekten dolayı mutluyuz. Bilgi Üniversitesi Yayınları ve Psike İstanbul’la bu işbirliğinin, okurlarımızla sadece kitapta değil, farklı tartışma zeminlerinde de bir araya gelme fırsatlarını yaratacak değerli bir bilimsel buluşma olduğuna inanıyoruz.

Yıllığın 2009, 2010, 2011 tarihli ilk üç sayısının tüm makalelerine Türkçe olarak PEP-WEB’den ulaşabileceğinizi hatırlatmak isteriz. 2012, 2013 ve 2014 sayılarındaki makalelerin ise özetlerini PEP’te bulabilirsiniz. Biliyorsunuz Uluslararası Psikanaliz Yıllığının bir blogu var: http://psikanalizyilligi.com Bloğumuzdan, Yıllıklardaki makaleler üzerine tartışmaları okuyabilir, duyuruları takip edebilir, yorum ve yazılarınızla siz de katkıda bulunabilirsiniz. Ayrıca Uluslararası Psikanaliz Yıllığıyla ilgili haber ve gelişmeleri Facebook (https://www.facebook.psikanalizyilligi.com) ve Twitter (PsikanalizYll) üzerinden takip edebilirsiniz.

Son olarak, hatırlatalım: The International Journal of Psychoanalysis tarafından geçen yıl başlatılan IJP Open uygulaması devam ediyor. Online bir tartışma platformu olan IJP Open’a üye olarak IJP makalelerini henüz yayımlanmadan, akran değerlendirmesi aşamasında okuyup, siz de değerlendirmeye katkıda bulunabilirsiniz. Bununla ilgili ayrıntılı bilgi www.ijp-open.org adresinde yer alıyor.

Uluslarası Psikanaliz Yıllığı 2015 sayısının meslektaşları ve psikanalizle ilgilenenleri verimli bir tartışma ortamında buluşturacağına inanıyoruz.

Notlar:

[1] Danielle Quinodoz’nun yaşlılıkla ilgili daha önce Yıllıkta yayımlanmış kapsamlı bir metni için bkz: “Yaşlanmak: Bir Psikanalistin Bakış Açısı”, ed. B. Habip, çev. A. Yazıcı, Uluslararası Psikanaliz Yıllığı 2009, s. 119- 139, İstanbul: Yapı Kredi Yayıncılık (ya da online Türkçe metin için bkz. PEP-WEB). Yazarın Türkçe yayımlanmış diğer makaleleri: İğdiş Olma Kaygısının Kadıncası, Kadınlık Yeniden içinde, ed. B. Habip, çev. Y. Aksu, 2003, s. 235-252, İstanbul: İthaki; Psikanalitik Çerçevenin Kapsama İşlevi, Psikanalitik Bakışlar II: Psikanalitik Çerçeve içinde, ed. N. Erdem, çev. C. Altunbaş, 2007, 89- 104, İstanbul: PPPD Yayını.

[2] “Fairbairn Neden Okunmalı?”, ed. B. Habip, çev. A. Day, Uluslararası Psikanaliz Yıllığı 2011, s. 87-104,İstanbul: Sel Yayıncılık (ya da online Türkçe metin için bkz. PEP-WEB).

[3] “Susan Isaacs’ı Okumak: Kökten Gözden Geçirilmiş Bir Düşünme Kuramına Doğru”, ed. B. Habip, çev. N. Erdem, Uluslararası Psikanaliz Yıllığı 2012, s. 53-70, İstanbul: Sel Yayıncılık (ya da online Türkçe metin için bkz. PEP-WEB).

[4] “İmgesel ile Gerçek Arasında: Arjantin’deki Yas ve Melankolinin Portre Fotoğrafları”, ed. B. Habip, çev. M. Tanık Sivri, Uluslararası Psikanaliz Yıllığı 2012, s. 93-113, İstanbul: Sel Yayıncılık.

“Psikanaliz Eğitimi ve Sonrası- Yıllık 2015” için yorumlar kapalı

Filed under Yıllık 2015

Yıllık 2015: Psikanaliz Eğitimi ve Sonrası… Kitapçılarda!

The International Journal of Psychoanalysis’te 2014 yılında yayımlanmış makalelerden derlediğimiz “Psikanaliz Eğitimi ve Sonrası” temalı Yıllık 2015 çıktı.

İçindekiler

Sunuş – Nilüfer Erdem

1- İlk Görüşmede Analistin Kaygıları: Analitik Duruşa Karşı Engeller – Mette Møller

2- İlk Görüşmelerdeki Süreç Yönelimli Psikanaliz Çalışması ve Açılış Sahnesinin Önemi – Peter Wegner

3- Analistin Bedeni ve Psikanalitik Çerçeve: Cisimleşmiş Çerçeve ve Sembiyotik Aktarım Üstüne Düşünceler- Alessandra Lemma

4- Editöre Mektup: Psikanalist Hangi Yaşta Emekli Olmalı? – Danielle Quinodoz

5-Editöre Mektup: Danielle Quinodoz’ya Yanıt – Joseph Schachter

6-Editöre Mektup: Joseph Schachter’in Yorumlarına Yanıt – Danielle Quinodoz

7- Paul-Claude Racamier’nin “Narsisist Sapkınlık Üzerine” Adlı Makalesine Giriş – Paul Denis

8- Narsisist Sapkınlık Üzerine – Paul-Claude Racamier

9- Sapkın İlişkilenmede Gizli İttifaka Sevk Etme: Ölüm Kaygısını Kamufle Eden Sapkın Canlandırma ve Bastiyonlar – Jaime P. Nos

10- Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB): Bir Duygulanım İşleme ve Düşünce Bozukluğu mu? – Michael Günter

11- Çöküş Korkusu ve Yaşanmamış Hayat – Thomas H. Ogden

12- Winnicott’ta Baba İşlevi: Psikanalitik Çerçeve – Haydée Faimberg

13- Aile Sırları ve -K Üzerine – Yariv Orgad

14- Ölenin Yasını Tutmak, Kaybolanın Yasını Tutmak: Namevcut Mevcudiyetin Gizemi – Cecilia Taiana

Özel Adlar Dizini

Kavramlar Dizini

The International Journal of Psychoanalysis (IJP) 2014 Sayıları Dizini

0001184_psikanaliz-egitimi-ve-sonrasi-uluslararasi-psikanaliz-yilligi-2015“Psikanaliz Eğitimi ve Sonrası” – Uluslararası Psikanaliz Yıllığı 2015,   Bilgi Üniversitesi Yayınları tarafından yayımlanmıştır.

Satın almak için: http://www.bilgiyay.com/search?q=Uluslararası+Psikanaliz+Yıllığı

Yıllık 2015: Psikanaliz Eğitimi ve Sonrası… Kitapçılarda! için yorumlar kapalı

Filed under Yıllık 2015